Herkesin yazar olduğu çağda, büyük edebiyatçılara saygısızlık etmekten itinayla uzak duran, kendini edebi alanda hiç bir yere konumlandırmayan fakat yazarken mutlu ve huzurlu olan hanım bir kız, kitapsever, plaksever, çocuk sever bir anasınıfı öğretmeni... 'Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunmaz.' UĞUR MUMCU 24 Ocak 1993 ayrıca doğum günüm
29 Ocak 2017 Pazar
HASTALIK DEĞİL EKSİKLİK: DEHB
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) yaklaşık olarak 3-4 yaşlarında başlayan ve bazen yaşam boyu devam edebilen bazen de önlemleri (ilaç, terapi vb.) alındığı takdirde azalabilen belleğin olduğundan daha süre işlev yapmasına sebep olan dürtüsel bir eksikliktir.Zaman zaman yerinde duramama, kaygı bozukluğu ve aşırı agresiflik olarak da kendini gösterebilmektedir.Nedenleri tam bilinmemekle beraber genetik faktörlere, çevresel uyaranların eksikliğine, doğum sırası ve doğum sonrası çevresel etkenlere dayandığı tespit edilmiştir. Tam tanısı çocuk ilkokula geldiği dönemde yapılabilmektedir.
Yapılan incelemeler DEHB'nin çocuk esirgeme ve yetiştirme yurtlarında büyüyen çocuklarda daha sık gözlemlendiğine dikkat çekiyor. Hemen anlayabiliriz ki sosyal uyaran eksikliği, sağlıklı anne baba ilişkilerinin olmaması nedeniyle uzun süren duygusal yoksunluk gibi sosyal imkansızlıklar dikkat eksikliğini tetikleyen etkenleri oluşturmaktadır.Yani sosyo-ekonomik düzeyi düşük ailelerin çocuklarında daha sık rastlandığı gözlenmektedir.
Özellikle okulöncesi dönem çocuklarında dikkat süresi 2 -3dk aralığında değişir fakat bazı çocuklarda gözlemlediğim sandalyesinde iki-üç saniye bile oturmakta zorlanan çocuklar, sırasını beklerken sinirden ağlayan çocuklar, oyun esnasında birden bire uyumsuz problemlerle şiddet eğilimi gösteren çocuklar vb. bana bu anlamdaki sıkıntıları çağrıştırır hep. Asıl önemli olan bu tanının çocuğun ancak ilkokula geldiğinde yapılabilmesi . Bu inanılmaz bir durum.Düşünün ki üç yaşında DEHB'li bir çocuğun ilkokul dönemine kadar tanısı konmamış bu eksiklikle yaşaması muhteşem ızdırap dolu yıllar demek. Yani bir kuşu yüzebilmesi için denize atıyorsunuz ve yüzemediği için onu sürekli cezaya maruz bırakıyorsunuz... Sınıfında hastalıklı muamelesi görmesi ve her yaptığı dürtüsel davranışın aslında bir eksiklik olduğunun farkında olunmaması.Maalesef bu tarz yaklaşım sergilenen kötü örneklerine rastladım, korkunç. Bu durum en önemli fizyolojik ihtiyaçlar kadar üzerinde durulması ve önlemler alınmasını gerektiren bir konu. İnsan yemek yemeden, su içmeden yaşayamaz değil mi ya düşünüp, öğrenmeden ne kadar yaşar?
Benim yapmayı seçtiğim ve öngördüğüm ilk önce bu durumun farkında olunması ve her çocuğa bu tarz bir eksiklik karşısında sabırla müdahale edilebilmesidir.Çocukların bellek ve dikkat süresini arttırıcı oyunlara özellikle yer verilmeli, onlara mümkün olduğunca her gün hikaye okunmalı ve drama gibi yaratıcı faaliyetlerle desteklenmelidir.Ayrıca enerjisini atabileceği çeşitli spor faaliyetlerine yönlendirilmesinde de oldukça yarar var.Çünkü sosyal uyaranlar ve sosyal uyum bu noktada oldukça önemli. Özellikle psikolojik yönlendirmelerin biran önce yapılması da şart. Bellek insanın öğrenmesi ve düşünmesi noktasında epey önemlidir.Bize düşen bu çoçuklara DEHB'nın yaratmış olduğu dezavantajları en az düzeye indirebilmek için gerekli ve zamanında yapılması gerekenleri en ince ayrıntılarıyla yapmak.
Sınıfımda uyguladığım bir dikkat çalışması .
(okulöncesi 3-6 yaş çocukları için uygundur.)
https://www.youtube.com/watch?v=Hhd7LvNC6To
29 Ocak 2017
ANTALYA
27 Ocak 2017 Cuma
ÇAĞIN PARADOKSU TABLETLİ (AKILLI!) ÇOCUKLAR
Epeydir yazmıyordum ve düşündüklerimi, gözlemlerimi yazmamakla ne kadar kötü hissettiğimi anlatamam.Öncelikle bu yazıda beni rahatsız eden aslında bir çok kişiyi de rahatsız ettiğini düşündüğüm bir konuya değineceğim: Çocuklar,teknoloji ve zeka gelişimi...
Beyin gelişiminin %70-80 nin tamamlandığı okulöncesi dönem (0-6 yaş) çocuklarında özellikle yeni yeni yaygınlaşan bu alışkanlığın yani ellerine hemen her yerde buldukları, telefon,tablet ve bilgisayarları vb. kullanmalarından bir çoğumuzun rahatsız olduğunu biliyorum.
Bilimsel araştırmalara biraz göz attığımızda beyin gelişiminin yanı sıra , kalp rahatsızlıkları, dikkat eksikleri gibi problemlere de neden olduğu vurgulamaktadır. Hal böyleyken anne ve babaların:
'Çocuğum çok zeki bilgisayarı kendisi açıyor , istediği oyuna girip oynuyor....'
ya da 'benim çocuk müthiş eline tableti ver akşama kadar oynar..' ya da
'komşunun üç yaşındaki kızı var ya bilgisayarı avuç içi gibi biliyor ....' gibi cümleler ister istemez bir çelişkiden öteye taşıyamıyor konuyu. Bence saçma bir anlam karmaşından öteye gidemiyor. Bu paradoksun asıl kaynağını, bilgisayar çağında yetişmeyen ebeveynlerin çocuklarındaki bu taklit davranışlarını fazla önemsemelerinden kaynaklandığını düşünüyorum oysaki çocuğun beyin gelişimini gösteren şeyler onların çok da önemsemedikleri: sosyalleşme, sağlıklı oyun başlatıp devam ettirebilme, farkındalık, empati yeteneği, kelime dağarcığı, hayal gücü, doğa ile iç içe olma , hareket, estetik gibi daha soyut kavramlara dayanmaktadır...
Şimdi konuyu daha ilgi çekici hale getireceğim. Bir yerde okumuştum dünyanın en iyi teknoloji markalarının çalışanları çocuklarını teknolojiden uzak okullarda büyütmeyi tercih ediyorlarmış. Apple, Google, Microsoft çalışanları, eee düşünüyorum da zeka belirtisi olsaydı üç- dört yaşındaki çocuğun tablet kullanması bu insanlar zaten en başta çocuklarını teknolojiyle tanıştıran isimler olurdu fakat değil. Bu örnekten de yola çıkarak çocukların ilk yıllardaki teknoloji ile olan ilişkilerinin bir zeka göstergesi olmadığının daha iyi anlaşılacağını ve benimseneceğini umut ediyorum.
Çocuğunuzu daha doğal ortamlarda fazla beklentiye girmeden yaşının ve gelişim özelliklerinin bilincinde olarak; kelime dağarcığını geliştirmeyi, hayal kurmasını desteklemeyi, bol bol soru sormasına imkan sunarak ve sabırla sorduğu sorulara cevap vererek, keşfetmesine ve bolca oyun oynamasına imkan yaratarak, problem durumlarında ilk önce problemin nedenine inerek problemi çözmeye çalışmasını sağlamak,sosyalleşmesini desteklemek inanın çocuğunuzun beyin gelişimine daha fazla katkı sağlayacaktır. Bu konuda her geçen gün daha çok bilinçlenerek bu paradoksun ortadan kalkması umuduyla....
27 Ocak 2017
Antalya
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

